28 Temmuz 2008 Pazartesi

Hope... Başındaki replik hariç... Bu da benden ;)

When you look at me
From your own century
I may seem to be
Strange archeology
But when the winds blow
From this direction
You may sense me there
In your reflection
I think I feel you
But I will never know
As the swallows leave
And the children grow

I wanted to live forever
The same is you will too
I wanted to live forever
And everybody knew

When I caught you there
In tomorrows mirror
I thought felt you
Jump out of my skin
Throwing oil into
My blazing memories
Filling empty footsteps
I was standing in

I wanted to live forever
The same as you will too
I wanted to live forever
And everybody knew

As the falling rain
Of the northern jungle
Hanging droplets on the leaves
Bombards my brain
I hear you
Across the room
A sea of daffodils spring into bloom
You are the mist
The frost across my window pane
And again

She moves her body
And her whispers weave
And the world spins
And tells me that I'll never want to leave

As I think of you
From this dark century
I will always be
With generosity
That we both may share
The hope in hearing
That we're not just
Spirits disappearing

27 Temmuz 2008 Pazar

Stewie Wonder - For Once in My Life

Birisi için bağıra çağıra Stewie söylemek istiyorum, yanlış mı???

For once in my life I have someone who needs me
Someone I've needed so long
For once, unafraid, I can go where life leads me
Somehow I know I'll be strong

For once I can touch what my heart used to dream of
Long before I knew
Oooh Someone warm like you
Would make my dream come true

Yeah yeah yeah

For once in my life I won't let sorrow hurt me
Not like it hurt me before
For once, I have something I know won't desert me
I'm not alone anymore

For once, I can say, this is mine, you can't take it
As long as I know I have love, I can make it
For once in my life, I have someone who needs me

HE He He Hey yeah
ooh baby ooh baby

For once in my life I won't let sorrow hurt me
Not like it hurt me before
For once, I have something I know won't desert me
I'm not alone anymore

For once, I can say, this is mine, you can't take it
Long as I know I have love, I can make it
For once in my life, I have someone who needs me

For once in my life
Yeah Somebody like my
Ooh baby

Bu yaz Park Ormandaydılar...

Massive Attack...


Testament...


Pentagram...



Orphaned Land...



26 Temmuz 2008 Cumartesi

Savarona...


Vapurdan gördüm, ne kadar güzelmiş...

Bir Kitap / Bir Film


Temmuz kargamecmua'da yer bulmayan yazıdır... (içimde kalmasın...)

Cool, Bir Tavrın Anatomisi (Cool Rules, Anatomy of an Attitude)

Öncelikle belirtmem gereken katılamadığım bir toplantıda “itidal” konu başlığının kim tarafından nasıl ortaya atıldığı ve ne şekilde kabul edildiğinin benim için ömür boyu bir sır olarak kalacağı. Bir e-postada konuyu öğrendikten sonra, konunun ne demek olduğunu öğrenmek için bir de sözlüğe ihtiyaç duymak yazı yazmaya çalışan biri için oldukça yıpratıcı.

“İtidal”in sözlük anlamını öğrendikten sonra bir de kendi anladığımı düşünmem gerekti. Çoğu durum ve duruş gibi itidal de kişisel ve toplumsal olarak benzer ama ayrı şekillerde ele alınabilirdi. Bireysel itidal durumu nedense “Cool” kavramını çağrıştırdı bana ve bir arkadaşımın yakın zamanda okuduğu benim de şöyle bir göz gezdirip okunacaklar listeme aldığım bir kitaptan bahsetmek kaçınılmaz oldu bir anda.

“Cool, Bir Tavrın Anatomisi” Ayrıntı Yayınlarından 2002 yılında Lacivert Kitaplar Dizisi’nin onuncu kitabı olarak basılmış. İki yazardan ilki Dick Pountain 1969’dan bu tarihe kadar yayın dünyasında yazarlık, eleştirmenlik, editörlük gibi görevler üstlenmiş, diğeri David Robins ise akademik bir kariyere yönelerek yazılı ürünlerini hep bu kariyer çerçevesinde oluşturmuş aile babaları. Zaten kitabın önsözünde bu işe kalkışmalarının sebebi olarak “yakın yaşlardaki çocuklarının “Cool” terimini kullanış biçimleri ve bu biçimin kendi gençliklerindeki kullanımdan nasıl olup da bu kadar farklılaştığını çözmek” şeklinde belirtmişler.

Kitabın kendi cümleleriyle yapılan iş aslında “geniş kapsamlı sosyal bilimsel bir araştırma” iddiası taşımıyor. Başlangıçta son 50 yıldaki popüler kültür evrimine ışık tutmak için “Cool”dan nasıl yararlanırızı düşünen eser sahipleri konuyu eşeledikçe bu tavrın Afrika ve Avrupa’daki tamamen farklı köklerinden nasıl filizlenip her dönemdeki altkültürlerde nasıl şekillendiğini, kölelik, savaşlar, ekonomik krizlerle yoğrulan toplumlarda “Cool” görünmenin nasıl bir savunma mekanizması haline geldiğini son derece akıcı bir dille (Çevirmen Aslı Ağca’nın da hakkını vermek lazım) okuyucuya aktarıyor.

Kitabın ana fikri veya vardığı sonuçla ilgili bir şey tabii ki söylemeyeceğim, ilgi çekici birkaç örnek verebilirim sadece. Günümüz “Cool”unun kendini sistemin dışında gösterme eğilimi üzerine satır arasında yapılmış küçük bir yorum;

Kapitalist eğilimli dünyamızda maddi başarı ve rekabet sistemin doğrularıdır. Cool bunların içinde olmayı reddeder. Bu reddedişe karşı kitapta verilen örnek Poker. Bir grup insanın aksesuar olarak bir deste kâğıt kullanıp aslında “Cool”luklarını rekabete taşıdıkları yanında da maddi kazanç sağladıkları bir oyun. Çok kısa geçmesine rağmen bu örnek güncel “Cool” ile ilgili çok şey anlattı bana. Önümde duran bir şeye farklı gözle bakmamı sağladı. Zaten bir kitabın yapması gereken de bu değil midir?

Cool tavır ve müzik, moda, politika, şiddet, suç ilişkileri birazda kronolojik sırayla kitap içinde ince ince işleniyor. Yakın tarihten “Cool” karakterler, cool evler, cool eylemlerle ilgili çokça hatırlatma mevcut, ve tabii her dönemin “Cool aksesuarı” güneş gözlüğü.

Açıkçası ilk kez bir kitap hakkında yazıyorum ve izninizle final cümlelerimi klişelerden seçeceğim. Ben çok keyif aldım, mutlaka okunması gereken bir eser… Çok da cool olmuş…


Ben bu yazıyı yazarken televizyonda BKM Mutfak’ın bir skeci vardı. Hatırladığım şekliyle aktarıyorum:

- Beyefendi bu telefon elinizdekinden farklı, bir kere çok cool… Siz… Cool musunuz?
- Hepimiz Allahın bir kuluyuz tabii de, ne kadar?


Orada Olmayan Adam (The Man Who wasn’t There)

İtidal bende soğukkanlılık, sükûnet, cool olma, sigara ve güneş gözlüğü gibi çağrışımlar yaptıkça hazır bir de kendi çağrışımlarımla ilgili bir kitaptan bahsetmişken ısınmış parmaklarımı sinema dünyasına da uzatayım, bu mutedil insanlar beyazperdede nasıl yorumlanmış bir de o konuda atıp tutayım istedim. İzlediğim kahramanları gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçirirken vardığım sonuç ne kadar da sıkıcıydı! Nasıl olmuştu da daha önce Uzak Doğu’nun uçan karakterlerinden tutun da Avrupa’ nın orta yaşlı romantiklerinin, oradan da Hollywood’un ister hırsız ister seri katil ister sert kanun adamı bütün yakışıklılarının, hatta kendi sinemamızdaki kamyon şoförlerinin bile itidal sahibi olmaya methiyeler düzdüğünü fark etmemiştim!? Kan kaybından ölmelerine beş saniye kalmışken hala doğruluk nutukları atabilen, çatışmanın en sıcak anında olmadık bir espri patlatan, 25 kişiyi biçtikten sonra nefes alışları hala düzenli olan, bowling topunu fırlattıktan sonra arkalarını dönüp yürüyen ( Böyle bir sahne yok aslında ama hep özendiğim bir harekettir) sentetik karakterler sürüsüydü karşımda duran.

Mutedil yaşamaya pek sıcak bakmayan bir insan olarak hiç birini anlatmaya gönlüm razı olmadı ama biraz daha düşününce aradan taraflı tutumuma uygun bir film çıkarabildim. Soğukkanlılığın her zaman hayırlara vesile olmadığını, bazı durumlarda erdem bile sayılmamasının gerektiğini, çok tepkisiz kalınca başkalarının etkilerinin ve tepkilerinin hayatımızı nasıl da içinden çıkılmaz bir hale sokacağını anlatan bir film.

Orada Olmayan Adam Coen kardeşlerin 2001 tarihli yeni kuşak kara film (neo-noir) denilen türe mensup bir ürünü. Billy Bob Thornton, Coen’lerin kadrolu oyuncusu Frances McDormand, James Gandolfini ve çıtır çıtır bir Scarlett Johansson’dan oluşmuş kadrosu, gri tonlarının ve ışığın mükemmel kullanımı ve kusursuz senaryosu ile bu siyah beyaz filmin gösterime girer girmez başyapıt olarak yorumlandığını ve Cannes Festivalinde biraderlere bir Altın Palmiye (En İyi Yönetmen) kazandırdığını da hatırlıyoruz.

Biraz buraya kadar fazla çenem düştüğünden, biraz da bu ayın dergisinde yazı fazlalığı olduğuna dair aldığım duyumlardan ötürü buradan sonrasını ateş eder gibi yazacağım.

Erkek berberi Ed Crane (Thornton) ağzından sigarayı düşürmeyen, hayatından pek de memnun olmayan ama gidişata kendi başına dur diyebilecek gücü de olmayan, kendini olayların akışına bırakmış, bir yerden bir imkan çıksa da küfeyi doldursak diye susta bekleyen bir adamdır. Thornton öyle bir karakter çizer ki bu rolde, kendimizi bu karakterle özdeşleştiremeyiz, o bizim olmak istemediğimiz ama belki de çoktan olduğumuz insandır çünkü. Günün birinde pek namuslu bir insana benzemeyen bir adam çıkar karşısına ve bir kuru temizleme dükkanına ortak olmasını teklif eder. Gerekli parayı karısıyla yattığını bildiği ama o ana kadar hiç sesini çıkarmadığı “en yakın” arkadaşından (aynı zamanda karısının patronu, para gani) isimsiz şantaj yaparak sızdırmaya kalkışır. Olaylar hiç de beklediği gibi gelişmez standart film özeti cümlesini takiben, her beklenmedik durumdan tepkisizliğini koruyarak kurtulduğunu gördüğümüz adamımızın aynı tepkisizliği finalde sökmez.
Filmin henüz girişinde hayatın bir özeti vardı sanki. Kendi kontrolümüzde olmayan seyircisi olduğumuz bir hayatın…

- Evet, bir berber dükkanında çalıştım. Ama hiçbir zaman kendimi bir berber olarak düşünmedim. Kendimi içinde buluverdim, daha doğrusu kendimi onunla evlenmiş buldum. Benim işletmem değildi. Dostların dediği gibi, yalnızca burada çalışıyorum...

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Kişisel Blog Tarihimdeki En İçten Yazı

Ne çektiysem şu kararsız hatunlardan çektim ammuna koyiiiim...

21 Nisan 2008 Pazartesi

Mayıs Ayı

Aşağıdaki süper çalışma kargamecmua mayıs sayısındaki bir yazı için bir arkadaş tarafından çizildi. Bir kez de buradan teşekkür... Yazı için dergiyi beklemek lazım...

Bu arada kargamecmua nisan sayısı da çoktaan çıktı. Bende fazla bir numara yok ama dergi süper olmuş. Dosya konusu ayrı bir bölümde toplanmış kısa kısa yazılardan oluşuyor. Her biri diğerinden leziz.Facebook'ta kargamecmua grubunun tahtasında derginin nerelerde bulunabileceği liste şeklinde var.