21 Ocak 2008 Pazartesi

Tespit: Mojiton arkandan ağlar...

Film karesi (Match Point, Woody Allen)... Tenis maçından çıkmış iki İngiliz aristokratı sıcak güneşin altında şezlonglarına uzanırlar ve uşağın getirdiği limonlu-naneli-buzlu sıvıyı yudumlamaya başlarlar. Olaydaki özendiriciliği geçiyorum. Daha üçüncü yudumu içmişlerdir ki biri akşamki partiye hazırlanmak için kalkması gerektiğini söyler ve kadehi yanındaki sehpaya bırakır...

...Durup düşünme anı...

Bu sahnede bize çok aykırı birşeyler var. Sehpada bırakılan kadehi görünce içim cız etti. Adam kalkmadan önce son bir yudum alayım hatta hafifçe iri bir yudum olsun bu aldığım gibi birşeyi hiç aklına getirmedi. Yabana gitti bir bardak mojito...

Bir Türk olsaydı olay yerinde, dur şunu bitireyim de kalkayım, ah dibinde limon kaldı, onu da iki parmağımla çıkarmak suretiyle dişleyeyim, bir parça buzu da ağzıma atayım, biraz emeyim biraz katır kutur çiğneyeyim demez miydi?

Aç gözlü sayılmayız değil mi, ya da doğuştan aristokrat Türkleri de bu genellemenin dışında tutmak gerekir mi, hepimiz benzer annelerle mi yetiştik, tükettiğimiz herşeyin maliyetiyle ilgili bilgilendirilerek mi büyüdük, her lokmamızda Afrikalı açları mı düşünüyoruz, dindar olsak da olmasak da israfın günah olduğu bilinç altımıza mı kazındı, hepsi bir arada mı?

Katı sıvı farketmeksizin tabakta bardakta bıraktığımız herşey arkamızdan hüngür hüngür ağlıyorsa bunun sebebi ne? Tüketilmek tabaktaki şeyin hedefi mi? Yarım bırakınca lezzetsiz olduğunu mu düşünüyor? Lezzetsizse bu onun suçu mu? Aşçının hiç günahı yok mu? Ağlayan bir pırasayı kim yemek ister, ağlayabiliyorsa canlı değil midir, çiğnenip mide asitlerimizin içine düşünce çığlıklar atmaz mı? Pilav bir karakter midir yoksa onlarca pirinç tanesi koro halinde mi ağlar?

Asıl soru, çocukken benimle aynı lafları duymuş herkesin tedaviye ihtiyacı var mıdır?

Hiç yorum yok: