
Bir arkadaşım Elizabethtown'ı hatırlattı bugün (filmin resmi sitesi, arka planda OST var). Tür olarak sıvışık bulduğum ama nerdeyse bütün örneklerini seyrettiğim romantik komedilerin yeni sayılabileceklerinden.
Singles gibi benim kuşağımın çarpıcı filmlerinden birinin (Mother Love Bone, oduncu gömlek, grunge günleri), ayrıca Jerry Maguire'ın ve tabii ki Vanilla Sky'ın (Amenabar'ın Abre Los Ojos'u, Amerikan çevrimi) yönetmeni Cameron Crowe'un son filmi, yönetmenin saydığım bütün filmlerindeki gibi hayata ve ilişkilere dair mükemmel diyaloglar sunuyor bize. Filmografiye şöyle bir bakınca farkettim aslında, insanı kendi hayatını ve ilişkilerini gözden geçirmeye yöneltiyor Crowe.
Örnekler :
Singles'dan, kız arkadaşının hamile olduğunu öğrenen ve evlenme teklifini saçma sapan bir şekilde beceremeyen Steve, Linda'nın telesekretere şu konuşmayı yapar...
Steve: Linda, uh, it's me. I had to call you. It's about midnight. I was just having many beers. And, uh, I just wanted to say what i should have said at the dock. I fucking chickened out when I acted casual, like mr. casual. I should have said it. You...belong...with...me! We belong together. and what really pisses me off is that, now that we're really talking, you thought I proposed to you only because you were pregnant. What's that about! I mean...Hey, this is not the bathroom! And you know maybe if i had said some of these things at the dock it would have made a difference because, but i think we made a big mistake because, we had good times and we had bad times, but we had times. And I would like to start over. I would like to be new to you. I want to be new to you. I want to be mr. new. So call me back if you want to. but this is the last time I'll call. and, if you really needed to know how i feel, how i really feel, that's how i feel. i love you. and that's something you should know, so i won't bother you again. so, good night. and good bye. and call me back. Good bye...
Zordur birşeyi söylemeye mecbur görünürken söylediğin şeyi gerçekten istediğin için söylediğini ispat etmek...
Jerry Maguire'dan, Cuba Gooding Jr.ın çıplak olduğu, "Show me the money" sahnesini (ki cümle sahibine Oscar getirmiştir) hatırlamayanınız yoktur herhalde. Ama benim cümlem Dorothy (Renée Zellweger) ve Jerry (Tom Cruise) arasındaki şu diyalogta saklı.
Jerry: What do you want from me? My soul?
Dorothy: Why not? I deserve that much.
Jerry: This is going to change everything.
Dorothy: Promise?
Jerry: I won't let you get rid of me.
Jerry: I love you. You... you complete me. And I just...
Dorothy: Shut up, just shut up. You had me at "hello".
Hayatınız boyunca yarım hissetmek... ve sonunda bir bütün...
Vanilla Sky'dan "Fuck Buddy" diyaloğu da çok güzeldir. Çok yazdığım ve aslında yazmak istediğim şeyin yanına bile yaklaşamadığım için onu geçiyorum şimdilik. Özetle, cinsel paylaşım temeline oturmuş bir arkadaşlığın kritiğidir. Tez "Fuck Buddy"nin yalan bir ilişki türü olduğudur. Çünkü partnerlerden biri aslında her zaman yoğun duygular beslemektedir ve içinde bir umutla rolünü oynamaya devam eder.
Yedek insan... Elizabethtown'ın vuran diyaloğu buydu benim için. Tabii Claire'in (Kirsten Dunst) "I'm impossible to forget, but I'm hard to remember" repliğine de hakkını veriyorum.
Bazılarımız yedek insanlarız bu hayatta. Bizi hayatına alan insanların ek tercihleriyiz. Büyük olasılıkla onlar da bizim ek tercihlerimiz zaten. Birbirimizi asla dolduramayacağımız başka insanların yerine koyuyoruz. Bizim asil ve asıl tercihlerimiz de belki başkalarının yedekleri, belki onlar da kendi asil adaylarına ulaşamamışlar ve hayatlarına yedekleri almışlar.
Asillerimiz ve yedeklerimiz insan olmak zorunda bile değil. Ulaşamadığımız majör hedeflerimizin yerine minör muadillerini koyuyoruz. Yönetmen olmayı isteyip dvd arşivi yapıyoruz, metal grubu kurmak isteyip mp3'e boğuluyoruz, dünyayı gezmek isteyip national geographic aboneliğine başvuruyoruz.
Farkında bile değiliz hayatımızdaki yedek insanların, hedeflerin. Aslında farkındayız belki de kendimize itiraf edemiyoruz. Ne kadar çok yedek hayal varsa hayatımızda, o kadar çok hayalkırıklığı var demek geçmişimizde. O kadar çok yenilmişiz, hatta mücadele etmemişiz, kendimizi yetersiz hissetmişiz, cesaretimiz kırılmış. Birinin hayatında yedek olabileceğini düşünmek daha fena, aslında tam kapasiteyle sevilmiyoruz, asil üyenin bir göz kırpışıyla dağılacak bir hayatı paylaşıyoruz, çok sevsek de tamamlanmış hissedemiyoruz çünkü tamamlayamadığımızı hissediyoruz önce. Özgüveni yerle bir eden travmaları yanında getiriyor yedeklerle ve yedeklikle yüzleşmek. Kendimizle yaşamayı zorlaştırıyor.
Elizabethtown;
Drew Baylor (Orlando Bloom): You know, there is nothing greater than deciding in your life that things maybe really are black and white! And this guy Ben, who clearly takes you for granted, who serially takes advantage of you, is bad! And what I'm saying is good! See what I mean? You shouldn't be the substitute for anybody. This guy should be right here, right now, doing this...
... ve Claire'i öper...
Singles gibi benim kuşağımın çarpıcı filmlerinden birinin (Mother Love Bone, oduncu gömlek, grunge günleri), ayrıca Jerry Maguire'ın ve tabii ki Vanilla Sky'ın (Amenabar'ın Abre Los Ojos'u, Amerikan çevrimi) yönetmeni Cameron Crowe'un son filmi, yönetmenin saydığım bütün filmlerindeki gibi hayata ve ilişkilere dair mükemmel diyaloglar sunuyor bize. Filmografiye şöyle bir bakınca farkettim aslında, insanı kendi hayatını ve ilişkilerini gözden geçirmeye yöneltiyor Crowe.
Örnekler :
Singles'dan, kız arkadaşının hamile olduğunu öğrenen ve evlenme teklifini saçma sapan bir şekilde beceremeyen Steve, Linda'nın telesekretere şu konuşmayı yapar...
Steve: Linda, uh, it's me. I had to call you. It's about midnight. I was just having many beers. And, uh, I just wanted to say what i should have said at the dock. I fucking chickened out when I acted casual, like mr. casual. I should have said it. You...belong...with...me! We belong together. and what really pisses me off is that, now that we're really talking, you thought I proposed to you only because you were pregnant. What's that about! I mean...Hey, this is not the bathroom! And you know maybe if i had said some of these things at the dock it would have made a difference because, but i think we made a big mistake because, we had good times and we had bad times, but we had times. And I would like to start over. I would like to be new to you. I want to be new to you. I want to be mr. new. So call me back if you want to. but this is the last time I'll call. and, if you really needed to know how i feel, how i really feel, that's how i feel. i love you. and that's something you should know, so i won't bother you again. so, good night. and good bye. and call me back. Good bye...
Zordur birşeyi söylemeye mecbur görünürken söylediğin şeyi gerçekten istediğin için söylediğini ispat etmek...
Jerry Maguire'dan, Cuba Gooding Jr.ın çıplak olduğu, "Show me the money" sahnesini (ki cümle sahibine Oscar getirmiştir) hatırlamayanınız yoktur herhalde. Ama benim cümlem Dorothy (Renée Zellweger) ve Jerry (Tom Cruise) arasındaki şu diyalogta saklı.
Jerry: What do you want from me? My soul?
Dorothy: Why not? I deserve that much.
Jerry: This is going to change everything.
Dorothy: Promise?
Jerry: I won't let you get rid of me.
Jerry: I love you. You... you complete me. And I just...
Dorothy: Shut up, just shut up. You had me at "hello".
Hayatınız boyunca yarım hissetmek... ve sonunda bir bütün...
Vanilla Sky'dan "Fuck Buddy" diyaloğu da çok güzeldir. Çok yazdığım ve aslında yazmak istediğim şeyin yanına bile yaklaşamadığım için onu geçiyorum şimdilik. Özetle, cinsel paylaşım temeline oturmuş bir arkadaşlığın kritiğidir. Tez "Fuck Buddy"nin yalan bir ilişki türü olduğudur. Çünkü partnerlerden biri aslında her zaman yoğun duygular beslemektedir ve içinde bir umutla rolünü oynamaya devam eder.
Yedek insan... Elizabethtown'ın vuran diyaloğu buydu benim için. Tabii Claire'in (Kirsten Dunst) "I'm impossible to forget, but I'm hard to remember" repliğine de hakkını veriyorum.
Bazılarımız yedek insanlarız bu hayatta. Bizi hayatına alan insanların ek tercihleriyiz. Büyük olasılıkla onlar da bizim ek tercihlerimiz zaten. Birbirimizi asla dolduramayacağımız başka insanların yerine koyuyoruz. Bizim asil ve asıl tercihlerimiz de belki başkalarının yedekleri, belki onlar da kendi asil adaylarına ulaşamamışlar ve hayatlarına yedekleri almışlar.
Asillerimiz ve yedeklerimiz insan olmak zorunda bile değil. Ulaşamadığımız majör hedeflerimizin yerine minör muadillerini koyuyoruz. Yönetmen olmayı isteyip dvd arşivi yapıyoruz, metal grubu kurmak isteyip mp3'e boğuluyoruz, dünyayı gezmek isteyip national geographic aboneliğine başvuruyoruz.
Farkında bile değiliz hayatımızdaki yedek insanların, hedeflerin. Aslında farkındayız belki de kendimize itiraf edemiyoruz. Ne kadar çok yedek hayal varsa hayatımızda, o kadar çok hayalkırıklığı var demek geçmişimizde. O kadar çok yenilmişiz, hatta mücadele etmemişiz, kendimizi yetersiz hissetmişiz, cesaretimiz kırılmış. Birinin hayatında yedek olabileceğini düşünmek daha fena, aslında tam kapasiteyle sevilmiyoruz, asil üyenin bir göz kırpışıyla dağılacak bir hayatı paylaşıyoruz, çok sevsek de tamamlanmış hissedemiyoruz çünkü tamamlayamadığımızı hissediyoruz önce. Özgüveni yerle bir eden travmaları yanında getiriyor yedeklerle ve yedeklikle yüzleşmek. Kendimizle yaşamayı zorlaştırıyor.
Elizabethtown;
Drew Baylor (Orlando Bloom): You know, there is nothing greater than deciding in your life that things maybe really are black and white! And this guy Ben, who clearly takes you for granted, who serially takes advantage of you, is bad! And what I'm saying is good! See what I mean? You shouldn't be the substitute for anybody. This guy should be right here, right now, doing this...
... ve Claire'i öper...

4 yorum:
hepsi bir arada iyi geldi
yapayım mı bunu acaba arada. benim de hoşuma gitti, yönetmenler, filmleri, sahneler, ortak fikir veya bakış açısı... olur galiba...
yap yap
çok iyiydi. film hakkındaki yorum da öyle.
Yorum Gönder