26 Şubat 2008 Salı

Kısmetsiz...

Krock kapandı....

25 Şubat 2008 Pazartesi

Orjinaline Sadık Kalmayan Hazır Çorba

Hayatta hiç birşeyi olduğu gibi kabullenemiyorum. Hep bir parmaklayasım, yeni bir yorum katasım, başka açıdan değerlendiresim geliyor. Çok faydasını gördüm açıkçası. Her fikri, her anlatılanı doğru kabul etmenin değil de, önce yanlış veya eksikmiş gibi düşünmenin getirdikleri oldu genelde...

Bana sorulan sorulara cevap vermeden önce, sorunun ne kadar mantıklı olduğunu sorguladım. Daha iyi sorulabilir miydi ya da bu soru bendeki neyi ölçmeye yönelik diye bir soru daha sordum kendime...

İncir çekirdeğine sığmayacak konularda bile yaptım bunu. Pipo içtim mesela, gidip adam gibi bir marka tütün alamadım. Onu al, bunu al, karıştır birbirine, içine elma kabuğu koy nargile hesabı. Veya gidip de bir markalı bilgisayar alama hiç ya da hazır toplanmış bir paket. İnadına parça parça al herşeyi, sen monte et, yorum kat, neyine katacaksan...

Mutfak malzemeleriyle de sınır tanımadım. Elma dilimli tavuk duydum ya, hemen geliştireyim, elma püresiyle de güzel olur diye. İnternetten bulduğum bir tarife bile uyamadım harfi harfine...

Kendimden şüphe ediyorum yine. Olmuş birşey benim çocukluğumda veya önceki hayatımda, verildiği gibi alıp kabul etmeyi bir türlü öğrenemiyorum. Çoğu zaman orjinali bana ait olan şeylere bile sonra müdahale edesim geliyor. İyi ki çok zengin değilim. Al bir tane Monet tablosu, sonra fırçayla giriş, kabus gibi...

Ama kardeşim, poşetteki hazır çorbaya ne müdahale edersin. Böyle daha güzel olabilir diye içine tereyağı koymak, hadi onu geçtim, tencereye önce kuru kuru makarna atıp çorbayı onun üstüne yapmak nedir? Bak mundar oldu bir tencere yayla çorbası, yine sucuklu kaşarlı tosta talim...

Yazarken seyrettim, Oscar törenlerinin reklam arası...Siz kardeşsiniz evlenemezsiniz... Skandal repliği... Çok gülüyorum ben bu reklama...

19 Şubat 2008 Salı

Arkadaşım...

Aşağıdaki olaylar tamamen gerçektir...

- Şu şarkıyı kim söylüyodu hatırlıyo musun? Kim çözer bu deli kördüğümüüü, bir tutam küle döndüğümüüü, ellerin bana sarılmazsaaa, kim bilir benim yandığımıııı

-Haa dur dur... Boya-Ora...
.........

- Şeri şeri leydiyi hatırlıyon mu lan?

- Hatırlamam mı ooolum...

- Modern Talking...

- Haa eveeet... Hatta Türk grubu da vardı taklidi...

- ?!?!

- Tabi olum hatırlasana, dur söyliycem...

- İlk kez duyuyorum...

- Neydi hah buldum... Modern Talk Üçlüsü...

-Puaaah!! Allah tependen baksın, ne sallıyon beaa!!!

Pushing Daisies başlıyor...

9 Şubat 2008 Cumartesi

Şizofren değilim, işte ispatı...

Kimsenin görmediği kedim Liv Tyler Durden (İsim uzun hikaye)... Alttan görünen kot pantolon bana ait. İçinde de bacağım var...

Belki blogum da yoktur, o ayrı mesele... Yeni bir hastalık keşfettim, şizofreni paranoyası...

Caramel...

Bir önceki "The truth about cats and dogs" filminden bir şarkıydı aynı zamanda. Howard Shore diye bir adam var, OST'den sorumlu Devlet Bakanı diyebiliriz kendisine. İyi bir besteci olmakla birlikte, bence daha iyi bir derleyici. Söz konusu filmin de en can alıcı özelliği sanırım derleme OST'siydi... O derlemenin en güzel şarkısı da tabiiki...

8 Şubat 2008 Cuma

trainspotting

anlamını sordum bir ingilize, bilmiyorum dedi. anlattım. türk kahvesine "sweet" dedi. "optional" dedim. "how" dedi, ingilizcemin bittiği an...

5 Şubat 2008 Salı

Fog, Frog, Fork....

İstanbul'u gezen Fransız turist kafilesi yoğun sis yüzünden arabaları göremeyip ezilen kurbağaların başına çatallarıyla dikilmişlerdi...

3 Şubat 2008 Pazar

Şampiyonların Kahvaltısı

1 pazar günü
1 akşamdan kalma beyin
1 güzel ev
1 geniş mutfak
1 büyük çaydanlık
1 kültablası
1 sürü peynir
1 deneysel salata tabağı
1 özenme
1 bezenme
1 sevimli köpek
2 çıtı pıtı arkadaş

afiyet olsun...